Sevdiğim şeyler etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
Sevdiğim şeyler etiketine sahip en yeni yayınlar gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

05 Mart 2010 Cuma

Deli Deli Olma(2008)


Efendim bu film bana Kedibey tarafından uzun zamandır tavsiye ediliyordu.Geçen akşam eve dönerken bulduk ve aldık.
Uzun zamandır izlediğim en güzel filmlerden biriydi desem yalan olmaz. Öyle sıcak öyle komik öyle hüzünlüydü ki. Ağlaya ağlaya bitirdim filmi.
Tarık Akan'ı oldum olası pek severim zaten, Şerif Sezer'de ,uzun zaman önce kendisine hayran olduğum bir oyuncu gerçekten , ama ben film boyunca Alma'ya bayıldım demek istiyorum.
Film Kars'ın bir köyünde geçmektedir.Yıllar evvel Mişka ve ailesi Rusyadan göçe zorlanarak bu köye gelirler.Değirmencilik yaparlar fakat yıllar sonra kimsenin değirmene ihtiyacı kalmayınca Mişka oldukça düşkün hale gelir.Mişka 70'li yaşlarında düşkün ve ailesindeki herkesi kaybetmiştir.
Köyün huysuz mu huysuz herkesin korktuğu ve kızdırmamaya çalıştığı Popuç ise ,Mışka'dan nefret etmekte ve onu köyde istememektedir.
Popuç köyde 2 torunu ,oğlu ve gelini yaşamaktadır çok ama çok huysuzdur.Tüm köy ise bu huysuz kadın ile ,şekermi şeker Mişka(yeke kişi) arasında sıkışıp kalmıştır.
Popuçun küçük torunu, Alma ,müziğe inanılmaz yeteneklidir.Öğretmeni bunu farkeder ve Alma'yı konservatuar sınavlarına sokar.
Alma ve Yeke kişi arasındaki o huzurlu ,büyük, dede- torun sevgisi,Yeke kişinin "bir sarmaşık olsaydım sıkıca tutunsaydım bir yere " diye başlayan hüzünlü melodisi, Popuç ve Yeke kişinin büyük sırrı.....
Sıcacık çok güzel bir filmdi.
Deli Deli Olma benim en sevdiğim filmlerden biri oldu,durup durup izlemek istediğim....

03 Mart 2010 Çarşamba

Hu Hu Ben Geldim :)

Nasıl anlatsam nerden başlasam hımmmm diyesim geldi :)
Farkındayım önce kaçak güreştim,alıntılar ,sözler,.... bir süre sonra tamamen sesim soluğum kesildi.
Önce soranlara söyleyim :) "12" biteli çooook oluyor :)
Babamız geldi. Çekirdek ailemiz tamam.Aman Allah başka ayrılık vermesin ama, bu ayrılık , özellikle son zamanlarda bizi çok zorladı.Doğa inanılmaz krizlere girdi, sanki bizim kız gitti yerine başka bir Doğa geldi.Hani hep derler ya yalnız çocuk büyütmek zor diye.Gerçekten çok ama çok zormuş.Yalnız çocuk büyüten herkesi tebrik ederim.
Babamızın gelişinden sonra bir hafta maaile tatil yaptık.Öyle bir yerlere gitmedik ama zaten 4 aydır evden uzak olduğumuzdan hep evdeydik hep evdeydik :)
Babamız gelmeden evvel ananneyle eşyaları taşıyıp,temizlik yemek gibi işleri hallettiğimizden, evde bize yapacak tek iş Dodikle oynamak, uyumak uyanmak, yemek, içmek oldu :) "TATLI HAYAT".
Dodık hanım dört gözle babasıyla beraber gitmek istediği Kurbağa ve Prenses filmine gitti. Arada ben de istediğim filme gittim elbette ;)
Görüşmeyeli çok kitap okuyamadım doğrusu.Okuduklarımı tek tek yazacağım.Birisi "Empati" bir diğeri "Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi" şimdide Kayıp Sembol" peşinde koşuyorum :)
Arada uzun zamandır planladığımız ama bir türlü denk getiremediğimiz bir buluşmayı gerçekleştirdik ve sevgili Ebru ile sonunda yüzyüze de karşılaştık.Kulakları çınlayanlar oldumu acaba :))
Ben Ebruyu çoook sevdim.Öyle tanıdık ve tatlıydı ki saatler aktı gitti.Bir daha... bir daha... :)
Harika bir haber aldım ama sizin de haberiniz var sanırım. Ege Çınar' dan haberdarsınız değilmi??Gelsede sevsek :)
Ayrıca aslında incik cincik bir Barcelona yazısı yazmak istemiş ama üşenmiştim itiraf ediyorum.Berrin için özellikle yazacağım.Umarım birgün gittiğinde yazdıklarım faydalı olur :) Birgün gidecek biliyorum.
Hepinizi çok özledim yafu :)
Şimdi reader'a baktım tam "507" yazı var.Muhtemel bazı yazıları da siliyordur bir süre sonra okumadan.Ama okumaya çalışacağım hepsini. Bir de gidip kuzumun haberlerini yazayım ama.Halası kızıyor sonra :P

12 Aralık 2009 Cumartesi

Bugün Buram Buram Nostalji Kokuyor Bizim Ev :)


Eskiden yoktu ki televizyon.Sık sık da elektrikler kesilirdi.Hele kış akşamları bir anda gidiverince elektrik, çıtır çıtır yanan sobanın etrafında, gaz lambası ışığında oyalanacak şeyler bulurduk.Bugün biz önce mutfağa girdik üç nesil kız.Şunları yaptık el birliğiyle sonrada o eski günlerin en neşeli eğlencesini yadettik. "Şarkı yarışması"

Ananne, anne ve torun.Herkes bildiklerini söyledi.Doğa çok eğlendi.Annem hüzünlendi ben anannemi özledim.

En çok da ben küçükken söylediği şu türküyü söylemesini.


Yağan yağmurla hüzünlendik,güldük eskilere daldık.


Şarkı yarışması :)

18 Kasım 2009 Çarşamba

Günün Sözü

"Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göçer."
İbn-i Sina

16 Kasım 2009 Pazartesi

Aşk Hep Var....mı? - Yukarı Bak(UP)




Dışarda şakır şakır yağan yağmurdan kaçarak koşa koşa girdik sinema salonuna.Silkelenip koştuk gişeye.Biletlerimizi alıp kurulduk koltuklarımıza.
Minik aşkım ve benden başka kimseler yoktu koca salonda.Kızımla başbaşa, kah gülerek bazende hüzünlenerek izledik "Yukarı bak" filmini.
Şu üstteki video günlerdir Facebookda dolaşıp dururken yazmak geldi içimden.
Gerçekten sadece çizgi filmlerde mi vardı böyle aşklar??Yani kızla oğlan kavuştuktan sonra (balayı bile olmadan) sonsuza dek mutlu yaşadılar sözü havada mı kalıyordu? Yoksa devam edip giderken hayat,koşturmaca arasında,çoluk çocuk ,iş güç derdinde o büyüsü bozuluyormuydu?
Bence kocaman bir HAYIR olmalıydı bunun cevabı.Evet her an her gün her saniye belki bu filmde birleştirilmiş gibi mutlulukla geçmiyordu ama......
Sabah kalktığında sen çocuğu hazırlarken o sıcacık bir çay getiriyorsa sana.Hastalandığında kafanı koyabiliyorsan omzuna çocuk gibi mızırdanarak,ya da uyuyakaldığında üşümesin diye sıcacık battaniyesini örtüyorsan üstüne, aşk hep vardı.Hep devam ediyordu......
Kavgalar yokmuydu,hiç bitmeyecek gibi uzun uzun şiddetli,ya da hepmi aynı düşünüyordu insanlar.Elbette hayır.Ama eninde sonunda biri diğerinin gönlünü almayı başarıyorsa evet aşk hala vardı.
Ben aşktan umutsuz değilim.
Sizde olmayın.
Aşk hep var.
Sevgiler

28 Ekim 2009 Çarşamba

Günün Sözü

"Bir insanı ahlaken eğitmeden sadece zihnen eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır"
T.Roosevelt

21 Ekim 2009 Çarşamba

Şemsiyen Var mı ?


Ağladığın gecelerde şarkılar söyle kurtulursun
Elleri var karanlığın, dokununca korkma sakın

Hangi düş yaralanır gerçekle
Hangi dal incinir yeşilinden
Hangimiz oyuncaklar kırmadık ?
Bir sigara ver bana

Yağmur olur gecen yıllar, şemsiyen var
Icinde kalabalıklar sırılsıklam
Olum dediğin aslında yalnızlıkmış
Bir sabah bir bakıyorsun, herkes gitmiş

Hangi düş yaralanır gerçekle
Hangi dal incinir yesilinden

Gel duman gizlesin yüzümüzü
Bir sigara ver bana

Bir gün habersiz cık gel
Bıraktığın plakları almaya
Sevginin de elleri var
Dokununca baslar rüya.......

14 Temmuz 2009 Salı

Women of Anatolia

Keşke gidebilseydim ve yine keşke seyredebilseydim onu bir kez daha sahnede.
O çoşkusunu, o yıllardır tanıdığım kız olmaktan çıkıp, tanımadığım onlarca kadına dönüşmesini ve keşke yine oyuna dalıp gitmişken bir anda yine içimden bir coşku kabarsaydı .....
Nasıl zor yollardan geçtiğini ,nasıl tam bir akrep inadıyla girdiği yoldan dönmeyişini , uzun uzun anlatabilseydim keşke.
"Başak" onu unutmayın ilerde bu güzelliği, bu yeteneği çok göreceksiniz.
Hakediyor...Çok daha fazlasını da hakediyor.Güzel kalbi ve koca koca gözleriyle inancın ve azmin elinden hiçbirşey kurtulmayacağını gösteriyor sanki.
Yolları açık olsun.Bol şanslar.

06 Temmuz 2009 Pazartesi

Sahtekar

Christine oğluyla birlikte yaşayan yalnız bir annedir.Bir hafta sonu aniden işten çağrılır ve istemeyerekde olsa oğlunu evde yalnız bırakarak işe gider.Döndüğünde oğlu yoktur.Hemen polisi arar ancak polis 24 saat geçmeden çocuk kaybolması vakalarıyla ilgilenmediklerini söyler.Heryeri arar ama oğlunu bulamaz.

Ertesi gün polisler oğlunu aramaya başlarlar ta ki bir gün polis departmanından bir görevli gelip oğlunu buldukları haberini verene dek.

Christine bir ümitle istasyona koşar ancak getirilen çocuk kendi oğlu değildir.

Fakat kamuoyunda çok ilgi gören bu kaçırılma olayını kendine bir başarı gibi döndürmeye niyetli olan polis teşkilatı Christine'nin çocuğu alıp evine gitmesini sağlar.




Christine şaşırmış durumdadır.Önce kendinden şüphe eder.Ancak çocuk polislerin ve kendisininde iddia ettiği gibi oğlu olamayacağı aslında oldukça açıktır.


Ancak ne çocuk ne de polis teşkilatı ortada bir hata olduğunu kabul etmektedir.Bu durumda Christine yapacak tek şey kalır.Araması durdurulan oğlu için mücadeleye devam etmek.Bu konuda kendine destek olanlarla birlikte elbette.


Ancak bu kolay olmayacaktır.Çünkü karşısında dilediği gibi davranmaya alışmış,kuralsız kanunsuz bir teşkilat vardır.Ve Christie erkek egemen bir dünyada cesurca yılmadan savaşına devam eden bir kadındır, bir annedir.


Filmin en etkileyici tarafı konusundan çok gerçek hayat hikayesinden alınmış olması.İzlerken çoğu zaman öfkeme yenik düştüğümü söylemek zorundayım.Oldukça uzun bir film olmasına rağmen nasıl akıp geçtiğini anlayamıyorsunuz.

Bir anne olarak verdiği mücadeleye hayran olmamak mümkün değil bir kere.


Filmi çok beğendim.Gerçektende.

Aklımda kalan bir çok sahnesinin yanısıra sanırım "bir kavgayı asla başlatan olma ama bitiren sen ol" fikri unutamayacağım bir söz olarak hafızama kazındı.

Sonuç olarak mutlaka izleyin derim.Fragmanı için tık

25 Haziran 2009 Perşembe

On Küçük Zenci

On küçük zenci yemeğe gitti,
Birinin lokması boğazına tıkandı. Kaldı dokuz.
Dokuz küçük zenci geç yattı,
Sabah biri uyanmadı. Kaldı sekiz.
Sekiz küçük zenci Devon'u gezdi
Biri geri dönmedi. Kaldı yedi.
Yedi küçük zenci odun yardı,
Biri baltayı kendine vurdu. Kaldı altı.
Altı küçük zenci bal aradı,
Birini arı soktu. Kaldı beş.
Beş küçük zenci mahkemeye gitti,
Biri idama mahkum oldu. Kaldı dört.
Dört küçük zenci yüzmeye gitti,
Birini Balık yuttu. Kaldı üç.
Üç küçük zenci ormana gitti,
Birini ayı kaptı. Kaldı iki.
İki küçük zenci güneşte oturdu,
Birini güneş çarptı. Kaldı bir zenci.
Bir küçük zenci yapayalnız kaldı.
Gidip kendini astı. Kimse kalmadı


Dün başladım bu sabah bitti. :). İnanılmaz sürükleyici bir roman.
10 birbirini tanımayan ancak herbiri geçmişde bir cinayet işlemiş ancak hiçbiri yasal olarak suçlanamamış kişi.Ev sahibinin olmadığı Zenci Adasında ortak bir oyunla buluşturulur ve sonrasında herbiri yukardaki tekerlemeye bağlı kalarak teker teker öldürülür.
Acaba ev sahibi kimdir ,gerçekten adada sadece on kişimi vardır,bu ölümler herkesin gözü önünde ve kimse farketmeden nasıl olmaktadır.
Bu aralar takılmış bir şekilde A.Chrıstıe okuyorum ancak bu içlerinde okuduklarımın en iyisiydi diyebilirim.Bu tarzı seviyorsanız mutlaka okuyun derim.

22 Haziran 2009 Pazartesi

İstanbul-2

Cumartesi sabah 7.30 da Haydarpaşa' dan "günaydın" dedik İstanbul'a.Sonrasında Acıbadem'de kocaman sevgiyle kurulmuş bir kahvaltı sofrasında, kah eskiyi yad ettik, kah memleketi kurtardık kocaman ailemizle.
Sonra ver elini Kadıköy(yuvaya dönüş :) ) .....
Ve Beşiktaş... ve elbette Ortaköy.Tek tek gezdik tüm Ortaköy pazarını herbiri birbirinden güzel tüm standları.Cam standında takıldık kaldık bir süre, sonra karnımızı doyurduk denize karşı :)
Biz Ankaralıların suya acayip bir zaafı var o iyice kesinleşti :) .Kurak memleket olunca buralar, gördüğümüz her suya dalar gideriz biz.Dolayısıyla vapurda, sahilde, denizi görebildiğimiz her yerde dalıp gittik yine suya :)
Eve dönüşten sonra koşturmacalı bir nişan telaşı başladı bizde.Ev kalabalık olunca banyoyu ilk kapan kullandı kızlar ayna bulmakda zorlandı.Yatak odasında makyaj malzemelerinden kocaman bir yığın oluştu.Kim işine ne geldiyse seçti aldı.Herkes hazır olduğunda tek bir eksik vardı.En küçük dayımız.Kendisi bize bir kadın ve bir erkeğin herhangi bir yere giderken nasılda farklı sürelerde hazırlanabildiğin 10 dakikada hazırlanarak ispatladı saolsun :)
Bundan sonrasında hepimiz kocaman bir servis aracına dolup düştük yollara.
Yola çıktığımızda "yol uzun bakın isteyen uyuyup enerji depolasın" diyen Bekir abiye gülmememiz gerektiğini aslında hakikatlerden bahsettiğini anlamamız tüm Ankaralılar için şok oldu.Zira Acıbademden Büyükçekmeceye gitmek gerçekten şehirlerarası bir yolculuk gibiydi.Kimseler Büyükçekmece İstanbulda demesin külliyen yalan orası ayrı bir şehir bana kalırsa. bir saat yirmi dakkikada nerelere gider insan yahu...
Neyseki nişan süperdi.Kocaman ailemizle hep beraber resim çektirirken gözlerimiz herhangi bir sebeple yanımızda olmayanları aradı elbette.
Bir ara dedemi yad ettik olsaydı da keşke yüzükleri takarken yine en az yarım saat konuşsaydı.Bizim düğünde şöyle yapmıştı şunun düğünde böyle oynamıştı diye.Neyseki oğlumuz dedemizi aratmadı.Kızımızla beraber öyle güzel harmandalı oynadılarki sanırım birçoğumuz ağlamakla ağlamamak arasında gitti geldi.Ömürleri boyunca mutlu olsunlar umarım :)


Gecenin sonunda dönüş yolunda eski dostlar yad edildi,mayadağ'dan kalkan kazlar sevildi kalkmayanlara kızıldı,İstanbul'un meyhaneleri tek tek dolaşıldı.....

Gecenin iki buçuğunda içilen çayın tadı gerçekten hiçbirşeyde yoktu.Herkes koyun koyuna yanyana yattı.Gönüllerin sığdığı yere bedenler elbette sığardı çünkü.


Ve ertesi gün yine vapur, yine boğaz bu sefer Eminönü...
Mısır çarşısı,Eminönü pazarları,köprü altı,balık-ekmek,Galata kulesi,Taksim,Cezayir sokağı,Ara Cafe,Tünel .......
İstanbul yine kocamandı,yine kalabalıktı,yine güzeldi,yine hayatın her türlü şeyini gösteriyordu bizlere.
Bir anda denizden çıkarılmış poşete konmuş bir cenaze görebilirken, iki sokak ötesinde daha önce hiç duymadığım şarkılar söylüyordu bir grup ,etrafında toplanmış kalabalığa."Beni vapura almazsanız keserim bak kendimi" diye bağırırken bir çocuk, biraz ötesinde bir baba kız martıları toplamış simit atıyorlardı onlara.Her renk vardı.Her güzellik her çirkinlik.
İstanbul kocamandı.Rengarenkdi.



03 Haziran 2009 Çarşamba

Beyin

Bundan yaklaşık 10-12 sene evvel rahmetli anannemde zaman zaman unutkanlık,başdönmesi kendini kaybetme gibi belirtiler ortaya çıkmaya başlamışdı.Durup dururken düşüyor bazen kimseleri tanıyamıyordu.Birkaç doktor yaşlılık ve tansiyon nedeniyle olduğunu söyleyip bazı ilaçlar vermişti.Zavallı kadıncağız tüm ilaçları kullanmasına rağmen bir türlü kendini toparlayamamıştı.Yine birgün odadan banyoya giderken yere düşüyor ve kendini kaybediyor dayım ve yengem tarafından hastaneye kaldırılıyordu.Tüm tetkikler yapıldıktan sonra doktor beyninde tümör olduğu ve eğer alınmazsa tümörün uyguladığı basıya en fazla 1 hafta daha dayanabileceğini ve sonrasında da onu kaybedeceğimizi söyledi.

Tek kurtuluş ameliyattı ve yaşı nedeniyle karar anneme ve dayıma bırakıldı.Annem ve dayım uzun uzun düşünüp bu tek şansı kullanmaya karar verdiler çünkü bir hafta boyunca onun hiçbirşey yapılmadan bitişini izleyemeceklerdi.

Anannem ameliyat edildi ve incelenmesi için beyninden çıkan irili ufaklı bir kavanoz dolusu ur elimize teslim edildi.Görüntü gerçekten çok ürkütücüydü.

Sonrasında anannem oldukça hızlı ve hiç kendisinden beklenmeyecek hızla kendini toparladı.Hızla ayaklandı,banyoya tuvalete kendi gidebilir oldu,namazını kılıyor,gelen giden herkesi tanıyor,yemeğini kendi yiyebiliyordu.Bayılmaları,unutkanlığı ve diğer tüm şeyler ortadan yokolmuştu.
Ancak tek sorun vardı.Anannem Türkçeyi unutmuştu.
Anannem küçük bir çocukken kafkaslardan Türkiyeye geliyor.Ana dili Çekezce ve Türkçeyi neredeyse 15-16 yaşlarında öğreniyor.
Doktoruna bu durumu soruyoruz verdiği cevap beynin ana dili ve sonrasında öğrenilen diğer dilleri farklı merkezlere kaydettiği ve ameliyat sırasında bu merkezin geçici bir süreliğine hasar görmüş olabileceği oluyor.Gerçektende anannem ameliyatı takip eden bir yıl içinde tekrar Türkçeyi hatırlıyor ve konuşmaya başlıyor.

Beyin enteresan bir organ.Depolama, algılama, farkına varmadan diğer organları uyarma hareketlendirme ve şu anda sayamayacağım bir sürü görevi yerine getiriyor.

Bunu yazmak şu haberi okuyunca aklıma geldi.

Bu aralar NTV Bilim dergisine sarmış durumdayım.Hiç okudunuz mu bilmiyorum ama öyle net ve anlaşılır yazıyorlar ki herkes için anlaşılır dilde.Bu derginin okuyucularına verdiği birde İnsan Beyni adında belgesel cdleri var.Her ay bir sonrakini merakla ve heyecanla beklediğim.Bu belgeselde insan beyninin mükemmelliğini anlatıyor.
Kesinlikle tavsiye ederim.
Sevgilerimle.


28 Mayıs 2009 Perşembe

Siyahla &Sarı Alemin Kralı :))



Bu sabah kahvaltıyı sevgili dostumuz, benim en kahramanım olan Arı Berry ile yapınca birazcık hakkında konuşmak istedim :)


Berry yeni mezun olmuş bir işci arıdır.Artık önünde sadece seçmesi gereken işi durmaktadır.Ancak sorun şudur ki Berry tüm hayatını tek bir işle geçirmek istememektedir.Onun yerine kovanın dışına çıkmak ve dünyayı tanımak


ve tüm kovanın gözdesi olan polen gücüne katılmaktır.Bu gün şans eseri polen gücüyle kovan dışına çıkma fırsatı bulur ve rastlantı eseri güzeller güzeli Vanessa ile tanışır.Berry Vanessa ile konuşarak arıların en önemli kuralını bozar.Devam eden arkadaşlıklarında Berry insanların arıların ballarını aldıklarını ve sattıklarını öğrenir ve insanoğluna dava açar.
Ve davasında haklı bulunur.Ancak sorun şudur ki insanlar ballarını almayınca stoklardaki ballar tüm arılara uzun süre yeteceğinden artık hiçbir arı çalışmamakta ve bal yapmamaktadır.Bu durum arılar ve insanlar için iyimidir kötümüdür?Acaba gerçekten arılar çalışmazsa insanlık yokolurmu.?
Arı Filmi aslında çocuklar için hazırlanmış bir film olmasına rağmen benim en favori filmlerimden:)
Zira Berryle tanışıp onu sevmemek mümkün değil.Esprili,azimli,akıllı,neşeli bu arı sizde arılara karşı acayip bir sempati bile geliştirebilir.Hatta sonrasında Doğa gibi gerçek arıları gördüğünüzde Berry ile kıyaslamaya başlarsınız :)
Arıların hayatlarındaki güzellikleri,ekip işine yatkınlıklarını ve çalışkanlıklarını görür onlara imrenebilirsiniz bile :)

Kimbilir belki Berry benim olduğu gibi sizinde kahramanınız haline gelebilir :)






12 Mayıs 2009 Salı

İzmir'in Kızları -Hatıralar (Kelime Oyunları)


Havasından mı suyundan mı güzel olur kızları derler ya İzmir'e.Ne doğrudur.

Tanıdığım tüm İzmirli kızlar güzeldir.

Bundan yaklaşık 19- belki de 20 yıl önce tanıştım ben onunla.Otobüste öylece oturmuş okula varmaya çalışırken "bak" dedi annesi."Şurdaki kızcağızda(ben oluyorum:) ) sizin okuldan galiba onun yanına git istersen."

Annesi önümdeki koltuğa oturdu oda yanımda dikilmeye başladı.Sonra konuşmaya başladık.Kara kara kocaman gözleri, kulak hizasında kesilmiş dümdüz siyah saçları vardı.Çilleri vardı yüzünde ,birde kocaman gülümsemesi.Sıcacıktı.

O gün aynı sınıfta olduğumuzu İzmirden geldiklerini babasının görevi süresince burda olacaklarını öğrendim.

Birden bire seversiniz ya birini sadece gülümsemesi yüzünden öyleydi o da.Sonrasında gelen gece yatıları,orduevleri,sinemalar ,abisinin peşine takılıp Tunalı- bahçelievler gezmeleri.........

Ve birden bire geliveren kura zamanı ve buralardan gidişi.....

Sonra gelip giden mektuplar,tatillerde gelip kalmalar,geçerken uğrayı vermeler,bazen güzel bazen kötü sebeplerden saatlerce konuşup ağlaşıp gülüşmeler..

Ben hiç gidemedim oralara ama o hep geldi buralara.Bazen sadece beni görmek için.

Geçen hafta sonuda buradaydı."Hala" oldu, uzaktaydı aynı bizim halamız gibi.

Gelmişken görüştük elbette.

Doğa çok garipsedi anlatınca, bak dedik bizde işte şu çocuklar kadardık ilk tanıştığımızda....

Yeter artık dedi artık gelin şu İzmir'e.

Azcık da benim misafirim olun.

Ayrılırken yine kocaman sarıldık ve yüzünde o ilk günkü kocaman gülümsemesi vardı.

Bu yüzden çok seviyordum onu, hep sıcacıktı... :)



resim:Fatih Kurunaz

07 Mayıs 2009 Perşembe

Mektubumu Buldun mu??

Anne:Hmmm Doğa ben düşündüm taşındım anneler günü için ne istediğime karar verdim

(hehee soran varmı yok ama olsun elbet bişey alınacak bari istediğimi alsınlar :) yaşasın kötülük)

Doğa:Söyle bakalım ..

Anne:Ben Göksel'in kasedini istiyorum. Olabilir mi?

Doğa:Babaaaa olabilir mi?

Baba:Evet neden olmasın.

Doğa:Tamam söz alıcaz sana.



Akşama almışlar hem de ben kaset istedim, onlar cd almışlar :)

Dinleyip duruyorum.Hastasıyım da kendisinin :)
Çok mutluyum pek mutluyum .....

ufak ufak dinlemek için burası

18 Nisan 2009 Cumartesi

Bahar...

Doğa ananneye, baba en büyük babanneye gitmişken ,bizim eve bahar giriyor yavaş yavaş bugün.Havada yine en sevdiğim kokulardan bir demet, yumuşatıcı kokusu.İçime çektim .......
Oh mis valla.....

23 Mart 2009 Pazartesi

Bab-ı Esrar

*....................."Tanrının cezalandırıcı olacağına inanmıyorum" diyordu babam."Tanrı şefkat ve merhametle doludur.Onda şiddet yoktur".

Sarı gözlerini babamın yüzüne dikerek bir süre öylece bakmıştı Nesim. "Yanılıyorsun" demişti sonra usulca başını sallayarak "Tanrı merhametten de şefkattende daha büyüktür.Tabii şiddet ve cezadan da.Onda hepsi vardır hepsi birdir.Bir olmak demek çok olanı bir görünümde toplamak demektir ama farklılıklarını silmeden ,aynılaştırmadan,birbirine benzetmeden.Çünkü her varoluşun bir anlamı,bir gereği vardır.Çoğu zaman mesele, Tanrı'nın ne olduğu değil bizim onda ne gördüğümüzdür.Sevgi dolu olanlar merhameti görür,zalim olanlar şiddeti.Zeki olanlar aklı görür,aptal olanlar kör inancı.Alim olanlar bilimi görür ,cahiller mucizeyi.............................


*Ahmet Ümit Bab-ı Esrar

16 Mart 2009 Pazartesi

Büyük Zevkle

dinliyorum
Gittin, kanadı kırık kuştum
Sustum, sözlerine küstüm
Hani kırılırsın siyaha
Nöbet nöbet geceler boyunca
Dün güne dize gelince
Yürek acılara doyunca
O tez dönüşün geç olunca
Kendime tahammülü öğrendim
Kördüm, bilendim
Seni unutmayı öğrendim
Sen yoktun, ben yalnız kalmayı öğrendim,
Acıya duvar gibi durmayı öğrendim,
Kaybolmuş bir dilin sözcükleri gibi
Köksüz, bağsız durmayı öğrendim
Vazgeçtiysen hep sağanak yağışlarımdan
Vazgeçtiysen bitmek bilmez kışlarımdan
Korkma kimseye ödenecek borcum yok
Yoksaymayı ben senden öğrendim

30 Ocak 2009 Cuma

97-09

Tarçınlı & karanfilli yeşil çay,

Tek şiş ile örülen battaniye,

mercimek köftesi & çay,

Güldünya şarkıları,

Ahmet Kaya şarkıları,

Kırmızı,

Funda Arar şarkıları

Kutsi şarkıları,

kış güneşi.....

1997den beri yapmamıştık bunu iyi oldu.
O gün doğan güzel gözlü çocuk bugün tam 12 yaşında yakışıklı bir sıpa oldu.Bunca senede sende ve bende eksilen hiçbirşey yok.
Ne mutlu....

02 Ocak 2009 Cuma

Yolda

Bu sabah tanıştım kendileriyle.Açıkcası çokda bilgim yok ama aşağıdaki linklerden kendilerine ulaşıp tanışabilirsiniz.

" Annem" ve "Eski resim" şimdilik favorilerim bakalım sizde dinleyince neleri seveceksiniz.
Sahi siz onları tanıyormuydunuz acaba ??

http://www.myspace.com/yoldaistanbul
http://www.myspace.com/yoldaormancini
http://www.myspace.com/yoldadenizkedisi