22 Haziran 2009 Pazartesi

İstanbul-2

Cumartesi sabah 7.30 da Haydarpaşa' dan "günaydın" dedik İstanbul'a.Sonrasında Acıbadem'de kocaman sevgiyle kurulmuş bir kahvaltı sofrasında, kah eskiyi yad ettik, kah memleketi kurtardık kocaman ailemizle.
Sonra ver elini Kadıköy(yuvaya dönüş :) ) .....
Ve Beşiktaş... ve elbette Ortaköy.Tek tek gezdik tüm Ortaköy pazarını herbiri birbirinden güzel tüm standları.Cam standında takıldık kaldık bir süre, sonra karnımızı doyurduk denize karşı :)
Biz Ankaralıların suya acayip bir zaafı var o iyice kesinleşti :) .Kurak memleket olunca buralar, gördüğümüz her suya dalar gideriz biz.Dolayısıyla vapurda, sahilde, denizi görebildiğimiz her yerde dalıp gittik yine suya :)
Eve dönüşten sonra koşturmacalı bir nişan telaşı başladı bizde.Ev kalabalık olunca banyoyu ilk kapan kullandı kızlar ayna bulmakda zorlandı.Yatak odasında makyaj malzemelerinden kocaman bir yığın oluştu.Kim işine ne geldiyse seçti aldı.Herkes hazır olduğunda tek bir eksik vardı.En küçük dayımız.Kendisi bize bir kadın ve bir erkeğin herhangi bir yere giderken nasılda farklı sürelerde hazırlanabildiğin 10 dakikada hazırlanarak ispatladı saolsun :)
Bundan sonrasında hepimiz kocaman bir servis aracına dolup düştük yollara.
Yola çıktığımızda "yol uzun bakın isteyen uyuyup enerji depolasın" diyen Bekir abiye gülmememiz gerektiğini aslında hakikatlerden bahsettiğini anlamamız tüm Ankaralılar için şok oldu.Zira Acıbademden Büyükçekmeceye gitmek gerçekten şehirlerarası bir yolculuk gibiydi.Kimseler Büyükçekmece İstanbulda demesin külliyen yalan orası ayrı bir şehir bana kalırsa. bir saat yirmi dakkikada nerelere gider insan yahu...
Neyseki nişan süperdi.Kocaman ailemizle hep beraber resim çektirirken gözlerimiz herhangi bir sebeple yanımızda olmayanları aradı elbette.
Bir ara dedemi yad ettik olsaydı da keşke yüzükleri takarken yine en az yarım saat konuşsaydı.Bizim düğünde şöyle yapmıştı şunun düğünde böyle oynamıştı diye.Neyseki oğlumuz dedemizi aratmadı.Kızımızla beraber öyle güzel harmandalı oynadılarki sanırım birçoğumuz ağlamakla ağlamamak arasında gitti geldi.Ömürleri boyunca mutlu olsunlar umarım :)


Gecenin sonunda dönüş yolunda eski dostlar yad edildi,mayadağ'dan kalkan kazlar sevildi kalkmayanlara kızıldı,İstanbul'un meyhaneleri tek tek dolaşıldı.....

Gecenin iki buçuğunda içilen çayın tadı gerçekten hiçbirşeyde yoktu.Herkes koyun koyuna yanyana yattı.Gönüllerin sığdığı yere bedenler elbette sığardı çünkü.


Ve ertesi gün yine vapur, yine boğaz bu sefer Eminönü...
Mısır çarşısı,Eminönü pazarları,köprü altı,balık-ekmek,Galata kulesi,Taksim,Cezayir sokağı,Ara Cafe,Tünel .......
İstanbul yine kocamandı,yine kalabalıktı,yine güzeldi,yine hayatın her türlü şeyini gösteriyordu bizlere.
Bir anda denizden çıkarılmış poşete konmuş bir cenaze görebilirken, iki sokak ötesinde daha önce hiç duymadığım şarkılar söylüyordu bir grup ,etrafında toplanmış kalabalığa."Beni vapura almazsanız keserim bak kendimi" diye bağırırken bir çocuk, biraz ötesinde bir baba kız martıları toplamış simit atıyorlardı onlara.Her renk vardı.Her güzellik her çirkinlik.
İstanbul kocamandı.Rengarenkdi.



3 yorum:

cinar dedi ki...

oyy ne atraksiyonlu, ne renkli bir yolculuk olmuş bu böyle. Biz de İstanbuldaydık malum :) ama biz de İstanbul'un en azından ablamların evine çook uzak bir köşesindeydik. onlarla bile görüşemedik o yzden. neyse anlatırım bir ara :) hoşgeldiniz kuzucum :)

Prima Rima dedi ki...

Yaaaaaa Buralara kadar gelıyorsun da göruselım demıyorsun ... İstanbulun her yerını karıslamıssın ne guzel:)
Kalabalık da olsa kirlide olsa gürültülüde olsa çok guzel dimi çok çok guzel:)

denizanasi dedi ki...

aaa buralardaymışınnn:)) ne güzel:)