
Doğa tamamen özgür iradesiyle sabahların çok sıcak olduğuna ve o sıcakta denizde olmak istemediğine karar verince sabahları sahil ve deniz Kedibeye ve bana kaldı.
Hemen hemen ,her sabah, kahvaltı sonrası biz sahile inerken, Dodık ya dedesiyle arka bahçede salıncağa bindi ya da babanneyle küçük havuzda olanca bebekleriyle beraber şıpırdadı.
Sabahları poyraz sayesinde havuz kıvamına gelmiş denizde yüzmek, yan sitelerden topluca gelmiş ,her sabah ama her sabah ,aksatmadan kahve içip dünden bugüne bakalım fincanda ne değişmiş diye saatlerce tatlı tatlı sohbet eden şeker teyzelere kulak kabartmak,kitap okumak ve hiçbirşey yapmamak tek kelimeyle sanırım "inanılmazdı" :)
Dönüşde paldır küldür Dodıki doyurmak ve çoğu kez isyan bayrağını çektiği uykuya yatırmak faslı sonrası ,ma-aile deniz soluğu almak,Doğa'nın dalgalara karate yapması, bize dalgakıran olması,kedinin her gidişde can simidini şişirmesi dönüşte içindeki havayı boşaltması,saatlerce kumda yapılan kalelerin, yine Doğa'nın kendi elleriyle getirdiği bir kova suya dayanamayıp eriyip gitmesi ve sahilde hiç yorulmayan Dodık hanımın eve dönüş yolunda "kucaaaak" diye çığırması ve yine tam ayak yıkama yerine yaklaşınca canlanıp "dinlendim ben, bırakın beni ,ilk ben yıkıcaaam ayağımıııı "diye bağrışması, bizim için tam gelenek halini alıyordu ki bir baktık tatil bitmiş.
Tüh.Biz çok alışmıştık yafu ....