
31 Ekim 2008 Cuma
Çeşit

30 Ekim 2008 Perşembe
Bir Cinayet Romanı-Pınar Kür

"Hayatta gerçekleştirilen bütün hayati eylemlerin sebepleri sonradan bulunur. Sevmek gibi bir şey öldürmek... Başlangıçta sebepsiz... Olup bittikten sonra anlaşılması olanaksız, açıklanması yapay..."
"Bir Cinayet Romanı" polisiye bir kitap.Ancak diğer polisiye kitaplardan onu ayıran en önemli özellik kitap boyunca tüm yaşananları katilin,maktulün ve diğer yardımcı oyuncuların ağzından da tek tek dinliyor olmak.
Bu kitaba başladığımda itiraf deyim zaman zaman sıkıldığım bölümler oldu.Özellikle "Y" koduyla yazan kişinin bölümleri hem kafamı karıştırdı , hem de kitaptan kopmamı sağladı.Bu durum, polisiye bir kitabın akıcılığı için hoş olmasada, bir noktadan sonra kitabın neden o şekilde ilerlediğini anlıyorsunuz.
Ancak bence sabretmeyip kitabı elimden bıraksaydım sanırım ne sondaki o güzel yüzleşme sahnesini okuyabilir ne de katilin kimliğini öğrenebilirdim.O nedenle okuyucu olarak , keşke başlarda biraz daha akıcı olsaymış, diye düşünmek kitap adına bir dezavantaj gibi geldi bana.
Elbette sona doğru taşlar oturup herşey yavaş yavaş açıklanınca bir başa dönme , kafamda oturmayan yerleri tekrar okuma isteği ile doldum taştım.Dolayısıyla bazı kısımları ikinci kez de okudum.
Pınar Kür'ün romanının tadına kitabın sonuna gelince varabildim açıkcası.Oldukca dikkatli ve hiç bir ayrıntının gözden kaçmadan okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ve yazarın açılış cümlesini soruyorum size : "bir cinayet olayı ne zaman başlar? öldürme düşüncesi aklınıza düştüğünde mi?
29 Ekim 2008 Çarşamba

27 Ekim 2008 Pazartesi
BURADAYIM !!
Sevgili Yaşamın Kıyısında "kendi blogumuza camdan girer gibi" demiş.Doğru sanki yasak birşey yapıyormuşuz hissi veren bu yayınlama şekli benimde hiç hoşuma gitmiyor açıkcası ancak buna bizi mecbur edenlerin oturup düşünmesi ve UTANMASI gerektiğini düşünüyorum.
Başka adreslerden blog yazılara devam eden arkadaşlar var.Hepsini elimden geldiğince izleyeceğim elbette.Ancak burayıda bırakıp gitmeyi hiç istemiyorum.
Ben bu bloğa emek verdim.Yazdım,çizdim,herşeyiyle bana ait. Onu bırakıp gitmek(şimdilik bile olsa) içimden gelmiyor.
O yüzden buradayım.Eksikde olsa,resimsizde olsa,yorumsuzda olsa BURADAYIM!!!.
Ve blogumun bloglarımızın açılması için ne yapmam gerekiyorsa yapmaya da hazırım.
Abi demiş ki " bu tutumunuz iki farklı çocuk büyütür..
ya karaktersiz, bastırılmış pısırık tip..
ya da isyankâr, sevgisiz, terbiyesiz, saygısız..
ki, her ikisi de birbirinden kötü"
kesinlikle katılıyorum.Şimdiye kadar kimseye saygısızlık terbiyesizlik yapmadım.Bu durumun beni değiştirmesini de istemiyorum.Ama pısırık bir çocuk olmayada hiç niyetim yok.
Saygılarımla....
26 Ekim 2008 Pazar
SUS DEDİLER , SUSMUYORUM !!!
Önce youtube
şimdi blogspot
sırada neresi var merakla bekliyorum ama SUSMAK İSTEMİYORUM !!!
YAZMA HAKKIMIN,
FİKİRLERİMİ İFADE ETME HAKKIMIN,
BİLGİYE ULAŞMA HAKKIMIN,
ELİMDEN ALINMASINA KARŞI KOYMAK İSTİYORUM.
http://blogspotacilsin.wordpress.com/
24 Ekim 2008 Cuma
Blogger Buluşması_Çıkrıkçılar Yokuşu :)
Ve tabi bu küçük ama her detayı düşünülmüş askerlerinde süpriz yumurta oyuncağı olduğunu biliyormuydunuz ?
Üç kız deliler gibi gezdik sonra o toptancı senin bu toptancı benim.Şekere benzeyen tokaların arasında üstüste yığılmış oyuncakların arasında kaybolduk.Çok keyif aldık bir arada olmaktan.Sanırım bir sonraki hedefimiz Zenger :)
23 Ekim 2008 Perşembe

Sevgili arkadaşım dostum Koza,
Hemen hemen hergün yeni bir post ekleyen ve yorum yapamasamda zevkle okuduğum Vladimir,
Güzel öykülerini zevkle okuduğum sevgili Geveze Kalem,
Yazılarını zevkle okuduğum sevgili Yıldız Yağmurları,
Şehrimize yeni gelen İzmirli sevgili Ebru,
Yüzyüze yeni tanıştığımız ve dopdolu birgün geçirdiğimiz sevgili Figen,
İkinci kez yeni anne Baldan Tatlı,
Genç meslektaşım Azab-ı Mukaddes,
21 Ekim 2008 Salı
Çikolata Kaplı Hüzünler-Canan Tan

Yıllar evvel "Sol Ayağımın Başparmağı" isimli kitabıyla tanışmıştım Canan Tan ile. Oldukça eğlenceli kısa hikayelerden oluşuyordu kitap bugün bile, zaman zaman komik eğlendirici bişeyler okumak istediğimde hala 1-2 hikayesini okuyup tekrar kütüphaneye koyduğum bir kitapdır hatta.Sevmiştim yani.
O kitapda görüş bildiren yazılarda bu kadar hoş mizah yazılarının bir bayan tarafından yazılmış olmasının ne kadar şaşırttığını söylüyordu yorum yapanlar.
Ancak "Çikolata Kaplı Hüzünler" adından da anlaşılacağı gibi mizah hikayelerinin olduğu bir kitap değil.Bu anlamda ben Canan hanım' ı tebrik ediyorum(eğer bir okuyucu olarak buna hakkım varsa tabi) .Oldukça başarılı bir kitap bence "Çikolata Kaplı Hüzünler".
Ufak ufak tam 14 ayrı kadın hikayesinden oluşuyor.Her biriyle başka bir dünyanın başka bir zamanın bambaşka bir koşulun çikolataya kaplanmış hüznüne eşlik ediyorsunuz.
Hikayeleri okurken hepsi hızlı aktı aslında .Sadece bir hikayeyi okuyamadım.Neden bilmiyorum çokda ısrar etmedim okuyamadığımı farkedince.Ancak en çok "Sızı" ve "Ateş Külden Daha Soğuk" isimli hikayeler beni zırıl zırıl ağlattı.
Kitabın ön sayfasında "Hüzünlerini çikolata ile kaplamayı asla beceremeyen annemi saygıyla anıyorum" diyor Canan Tan.
Ve anlıyorsunuz ilk hikayede gerçektende çikolata hüzüne iyi geliyor.
16 Ekim 2008 Perşembe
Anaokulu ve Yardım talebi.....
Anne olmak zorda veli olmak daha zormuş ;)
14 Ekim 2008 Salı
Eskici Kız

"Hiç de bile" dedim sadece "o ceketi seviyorum ben vermicem kimseye."
Yine de her sezon kıyafet değişimi sırasında yaptığımız gibi bir kaç koca poşet dolusu giyecek katlanıp üstüste yerleştirilerek yeni adreslerini bulmaya gitti geçenlerde.
Dün ise annem hasta olduğundan kızı bırakıp çıkamadık.Ben annemlerde kaldım, Kedibey işe yollandı.Babam öğleden evvel çıktı evden.Arabanın yine orasına burasına sıkışan vergileri ödemeye gitti.
Bense öncelikle annemin hasta olmasından ,sonrada ve en önemlisi babamın evde olmamasından(!) yararlanarak temizlik operasyonuna giriştim.
Önce mutfaktan başlamak gerekirdi dimi??
Önce ortalık toplandı,bulaşık makinesine yollandı bekleyenler.Tezgah üstü kalktı ,birgüzel ciflendi ozonlandı.Sonra dolap içleri.Annemin kenarı köşesi kırık ne kadar tabağı ele batan bardağı varsa buldu çöp kutusunun dibini.
Yarım yarım açılmış küp şekerler toplandı.Bitmeyen bayram şekerleri, ekmek alan getiren ,Doğaya arkadaşlık yapan çocuklara pay edilmek üzere çıkarılıp şekerliğe konuldu.vs...vs....
Sonra banyo dolabını kestirdim gözüme.İçi boşaltıldı.Eskiyen havluların gözünün yaşına bakılmadı vallahi bu sefer ,yinede iki tanesi "duvar falan silinir- baban arabayı temizler belki " diyerek elimden alındı.Buna rağmen hiç kullanılmayan ve az kullanılanlar tam belkide ancak sığdılar az evvel onları çıkardığım dolaplara.
Sonra gözüme ara dolap takılıdı."Aman ,aman indirme şimdi tek başına yapamazsın" nidalarına kulak asmadan indirdim bir güzel.İçinden çoğu Doğaya ait olan ve belkide her elden geçirdiğimizde torba torba ihtiyacı olanlara dağıtmamıza rağmen, hala bitmeyen kıyafetler çıktı.
"Şu Doğa ne kısmetli ya" dedi annem yine her zamanki gibi ,sanki eli duruyormuş gibi ,"kardeşi olsa ona alacak bişey kalmadı " diye ekledi.Şakayla karışık " ne yani eskilerle mi büyüsün zavallı çocuk" dediğimdeyse inanıp "üzülme kızım onada alırız diye yanıtladı" :))
Oysa bu sefer bile attıklarımızdan ve ayırdıklarımızdan sonra bile hala 3 çocuğa yetecek kıyafet olduğunu göre göre.
Sonra bir hışım yatak odasına daldım.Hadi dedim şu dolabıda dökelim.Döktükte....
O sırada annem içerden bir poşetle çıktı geldi."Bunuda mı atsak acaba ya ,çalışmıyorda" dedi. "At ya, aman, napacaksın çalışmayan şeyi" dedim önce sonra durdum "ne ki o ?" diye sormak geldi aklıma ."Bizim eski radyo" dedi annem.
"Olmaz attırmam onu" dedim poşeti kaparken.O radyo benim için çok değerliydi."Ben bunu nasıl temizlemiştim biliyormusun sen" dedim gülerek.Anlamadı annem baktı.
"Bir gün siz işteyken, şu ses çıkaran deliklerine kolonya döküp tozlarını temizlemiştim" dedim sonra.Annem güldü "hiii dedi baban duymasın valla çok kızar.Ondanmı bozuldu acep.Sesi soluğu çıkmıyor" :))
"Olsun" dedim "çalışsada çalışmasada attırmam.Anısı var bende.Çocuklarla başbaşa dinlerdim ben babamla bundan.Siz yokken arkadaş olurdu bana."
"Al evine götür o zaman" dedi annem.
"Dursun" dedim "sonra götürürüm.Ama bak sorucam ha atma sakın"
"üfff babasının kızı" dedi annem "eskiciler nolacak."
"Eskici değilim ben dedim" hafif kızgın, "anılarımı seviyorum" dedim elimde bir sürü poşet , atılacakları atmaya çöp kutusunun yanına yollanırken anneme.
Fotografın Dili-Nereye ??
10 Ekim 2008 Cuma
Yüzleri Arayan Adam
