30 Aralık 2008 Salı
Soğuk mu O da Ne???
25 Aralık 2008 Perşembe
Sobe-Takıntılarım
Araya giren hastalık dolu bayram sonrasında kısa bir tatil(hem ziyaret hem ticaret;) ) ve sonrasında toplama çabalarımın sonunda yazma sırasını getirebildim.
Sorumuzu tekrarlayalım : Takıntılarınız nelerdir??
Bundan sanırım 3-5 yıl önce sorulsa ilk cevap kilom olurdu.Bugün pek zayıf olduğumdan değil ama artık kafama takmamaktan sanırım artık bu cevabı veremiyorum.
Benim şimdi yeni takıntılarım var nasılsa :)
En çok takıldığım konu Doğanın sırtının terli olup olmaması.Saçma gelebilir ama ben su annesiyim(yani babamız öyle diyor)
Çocukcağız oynuyor koşturuyor gülüyor zıplıyor ben elimde özenle dikilmiş sırt bezi ya da küçük havluyla (yada çok terli geldiyse gözüme) yeni bir atletle peşinde dolanıyorum.Ve her ne hikmetse elimi her sırtına soktuğumda oooo su gibi su diyormuşum o yüzden baba-kız adımı su annesi koydular.Doğa taklidimi bile yapıyor sırf bu sebepten :)
Bir diğer takıntım salon koltuklarının minderleri.Evlenirken pek beğenerek almıştık biz takımımızı.Oldukçada rahattır aslında.Öyle ki eve yatılı gelen herkes çekyattan ziyade gözüne salondaki kanepeleri kestirir.Ama gelin görünki o minderler iki oturmaya kayıyor ve ben nerdeyse üstünde oturanı kaldırıp minderi düzeltecek kadar takılıyorum bu mevzuuya.
Bir diğer takıntım evden çıkarken okuya okuya çıkarım mutlaka bazen yetiştiremem merdivenlerde devam ederim ısrarla.Arada kedibey bir soru sorsa sesim yükselir ama okumayı bırakmam.Ananneler gibiyim yani:))
Sanırım takıntılarım bu kadar.Bakalım Kedibey şunuda unutmuşsun derse ekleyeceğim muhakkak.Zira bazen insan çok normal olduğunu sandıklarının da takıntı olduğuna ancak başka biri söyleyince anlayabiliyor.
Bu konuda sobelenmeyen varmı bilemedim.
Eğer sobelenmedilerse Chroma 'yı ve Aylin 'i sobeleyim bende o zaman.
Sobe-Tekrar-Çantamdan Çıkanlar
23 Aralık 2008 Salı
Fırtına Kuşu
Çocukluğumdan kalan gülen gözleriyle ,yumuşacık sesiyle,ilgisiyle,sevgisiyle,hoşgörüsü,nezaketi,insanlığıyla gözümün önünde canlanıyor yüzü.
Anneme söyleyemiyorum bir süre.Söylediğimdeyse son sürat kalkıp hazırlanıyor gitmek için.
Hayatım boyunca tanıdığım en iyi İNSAN lardan birinin ölüm haberini alıyorum ve kalakalıyorum o gün içimde sonsuz bir hüzün ve aklımda ilk kez onların evinde dinlediğim çember şarkısıyla.
Küçüktüm yeşil bir anadollları vardı o zaman bir gece bizi eve bırakırken konuşuyorlardı babamla."Tehdit ediyorlar" demişti."Ama korkmuyorum."
Cumhuriyeti’nin üniter ve laik yapisina göz diken tüm unsurlara karsi bunca zahmete ve mihnete deger mi, diyorsaniz, Atatürk’ün manevi mirasçisi olarak evet deger, diyorum. Çünkü Türküm ve baska Türkiye yok!..
Dediğini duyduğumda aklıma o geliyor.
Saygıyla ve sevgiyle anıyorum.
Mekanı cennet olsun.
22 Aralık 2008 Pazartesi
Kadından Kentler- Murathan Mungan

Çok okumayı istediğim bu kitabı tamamen bir tesadüf eseri Kozadan ödünç aldım(hiç aklımda yokken).İyikide almışım çünkü her sayfası her cümlesi nerdeyse her öyküsü inanılmaz güzeldi.
Kitap 16 ayrı şehir ve 16 ayrı kadın hikayesini içeriyor. Her şehrin her kadının öyküsü ayrı.
Kitabı alınca ilk okumak istediğim Ankara hikayesi oldu(hemşeri torpili) Sanırım iyikide öyle yapmışım.Kitabın her hikayesini sevdim ancak özellikle Ankara ve İzmir hikayeleri beni oldukça etkiledi.Öyle güzel öyle duygulu öyle dolu yazılmış bir kitap ki.Hiç bir hikaye havada kalmıyor sonunda mutlaka herşey yerine oturuyor.
Şimdiye kadar hep Kürşat Başar için düşündüğüm kadın duygularını inanılmaz doğru yazıyor ,bir kadın gibi içten yazıyor düşüncemin Murathan Mungan içinde geçerli olduğuna karar verdim.Şimdiye kadar hiçbir kitabını okumamıştım ancak elbette şarkı sözleriyle başarılı olduğunu düşünüyordum bu kitapla tamamen emin oldum ki çok dolu dolu yazıyor.
Aslında birkaç paragrafta eklemek istedim buraya sonra kıyamadım onları birbirinden ayırmaya .
Okunmalı mutlaka diyorum sadece.
21 Aralık 2008 Pazar
Toparlayalım-1

17 Aralık 2008 Çarşamba
Geldim Ben :)
15 Aralık 2008 Pazartesi
2 Aralık 2008 Salı
Çakıl Taşları

Hep kollamacı bir ailedeyseniz işiniz daha zor aslında.Kimse hataya izin vermezse ,birileri yokuş yukarı alır sizi sırtına çıkarırsa ya da ne bileyim önünüze çıkan taşları tek tek toplarsa değmesin diye ayağınıza.
Ömür öyle mi tatlı geçer??
Doğrumudur toplamak çakıl taşlarını???
Her insan çocuğu için endişelenir aslında.
Kendimi düşünüyorum mesela.Ben istermiyim yeni yürümeye başladığı bu yollarda ayağına taş değsin,bir yeri incinsin.
Bu günlerde hep bunu düşünür oldum.Doğrusu hangisi?
Ufak hataları görsen de görmemezden gelmekmi, bırakmakmı, yapsın hata.Daha büyüğünden korurmu ufak hatalar insanı.Ya da hep etrafındamı gezinmek gerekir başına birşey gelmesin diye.Sonra alışırmı insan taşsız dümdüz bir yolda yürümeye.Önüne çıkan ilk engelde yılarmı tökezleyince, dağılırmı üstü başı, bozulur mu morali ,düşer mi yüzü.
Ne dersiniz?
Resim
27 Kasım 2008 Perşembe
Gölgesizler...Dinlenesi,Okunası,İzlenesi...
Var mıyım yok muyum?
Ben neyim?
Masal mıyım gerçek miyim?
Kaç mıyım göç müyüm?
Hiç miyim suç muyum?
Ben kimim?
İbret miyim cinnet miyim?
Hiçlikler içinde kanayan yürek
Yokluklar içinde savaşan beden
Boşluklar içinde karışan zihin
Güçlükler içinde değil miyim?
Yoksa… Yoksa…
Her ihanete akıl erdiren
Her cehalete kılıf uyduran,
Her esarete fiyat biçtiren
Sen değil de ben miyim?
Dün sabah arabada dinledim ilk kez bu şarkıyı.Elbette her zamanki gibi promosyonsuz ve klipsiz bir başka Candan Erçetin kasedinin çıkmış olduğunu düşünerek keyfine vardım bu güzel şarkının.Gerçekten sözleri çok güzeldi.İnternetten azcık bakınca aslında yeni bir kaset olmadığını Candan Erçetinin "Gölgesizler" isimli filme film müziği yaptığını ve bu şarkınında o müziklerden biri olduğunu öğrendim.Sonra yine öğrendim ki Candan Erçetin sadece internet üzerinden dağıtımını ücretsiz yapacakmış bu şarkının.Şarkı öyle güzel ki beni aldı götürdü uzun uzun yollara.
Sonra Gölgesizleri merak ettim.

Gölgesizler :
Kayboluşların romanıdır bu. Bir köyde durup dururken kaybolan insanların romanıdır. Bir görünüp bir kaybolanların. Oyunların… Hayat da bir oyun değil midir zaten? İnsanoğlu da bir görünüp bir kaybolmaz mı bu dünyada? Bir boşluğu doldurur, kim biçtiyse o yeri, o kadarını doldurur işte...
diye tarif ediliyordu Doğan kitapevinin sayfalarında.Hasan Ali Toptaş’ın 1994 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandığı kitabı imiş. Okudunuz mu bilemiyorum.Böylesi güzel bir müzik ve böyle etkileyici bir anlatımdan sonra sanırım ben en kısa zamanda okuyacağım.
Gölgesizler 2009 Ocak ayında vizyona girecek imiş.
Selçuk Yöntem, Taner Birsel, Arsen Gürzalp,Altan Erkekli,Ahmet Mümtaz Taylan gibi oldukça değerli isimler bu filmde rol almış.Filmle ilgili tüm bilgiler burda
Ve son olarak şarkıyı hem istediğiniz kadar dinlemek hem de isterseniz indirmek için link o da burda
26 Kasım 2008 Çarşamba
Belli Değil...

İnce ince yağıyordu rahmet gökyüzünden.Ne bardaktan boşanırcasına nede aralıklı.
İncecik bir ip gibiydi.Aralıksız sakin ama deli.
Gri,koyu bir gökyüzü.Saatten mi yoksa yağmurdan mı belli değil.
Önce kadın çıktı kapıdan.Sonra erkek.
Yavaşca kapandı kapı.
Kimi yağmurdan kaçan kimi yağmura inat yürüyen insanlarla doluydu sokaklar.
Yanyana yürüdüler bir süre.
Konuşmadılar.
Kadın ne düşünüyordu erkek ne .... belli değil.
yolun kenarına gelince durdular.
Öylece kaldı akisleri yolda biriken su üstünde.
Sonra yine sessizce bastı kadın suya.
Birden kayboldu görüntüsü.
Adam kalakaldı yolun bir tarafında.
Yolu geçti kadın yavaşca.
Yürüdü devam etti.
Ardına bile bakmadan.
Ardından bakakaldı adam.Aklında ne vardı belli değil.
Hüzünlü bir şarkı tutturdu kadın iki dudağının arasından.
Kalbinden geçen neydi..... belli değil...
Öykü atölyesi.Fotoğrafın dili 10.çalışması...
24 Kasım 2008 Pazartesi
1kadın1erkek...

Ozan :)
Asıl yayın günü sanırım perşembe ben cumartesi geceleri izleyebiliyorum lokum gibi kanal diyorlar ya işte orda:)
Her zamanki sorunlar her zamanki didişmeler her zamanki komiklikler.Keyifli vakit geçirmek için bir tavsiye :))
20 Kasım 2008 Perşembe
Çantamdan Çıkanlar-Sobe
19 Kasım 2008 Çarşamba

* 18 yaşına kadar herkes "Ç o c u k t u r ".
Ülkemiz, bu konuda taraf olmasına, gerekli imzaları atmasına rağmen maalesef gerekli düzenlemeleri yapamadığı gibi gerekli yaptırımı da uygulayamamaktadır.
18 Kasım 2008 Salı
Keyif..
Başka ne isterim ki....
15 Kasım 2008 Cumartesi
Issız Adam - Çağan Irmak




Annesi yanlarındayken Alper hızla gelişen bu olaylardan sıkıldığını ve eski özgür günlerinin bitmeye yakın olduğunu hisseder.Adayı sever ama özgürlüğünü daha çok ???

Ve kaçınılmaz bir sonla Ada'yı hayatından çıkarır.Ya da öyle olduğunu zanneder.....

14 Kasım 2008 Cuma
Sonbahar Rüzgarları :)
dediaşağıdaki şarkıyı kastederek.Ne garip Çocuk...
10 Kasım 2008 Pazartesi
Bir Ölünün Defteri
Atatürk

Haklıydı...
Ona Atatürk 'ü anlatırken bunu söylememiştik ne ben ne babası. Aklımızla bilsekde bunu belkide kalbimizde gönlümüzde öldüğünü kabul etmediğimiz için,hala gönlümüzde yaşattığımız için söylememiştik bunu ona.
"Biliyorum kızım dedim.Atatürk öleli uzun zaman oluyor.Üzülme o senin gönlünde aklında yaşasın yeter.Onu sev.Büyüyünce oku, neler yapmış senin için, benim için ülkemiz için.Anlamaya çalış ve onu hayal kırıklığına uğratma.O seni resimlerinden gözleriyle takip eder....."
31 Ekim 2008 Cuma
Çeşit

30 Ekim 2008 Perşembe
Bir Cinayet Romanı-Pınar Kür

"Hayatta gerçekleştirilen bütün hayati eylemlerin sebepleri sonradan bulunur. Sevmek gibi bir şey öldürmek... Başlangıçta sebepsiz... Olup bittikten sonra anlaşılması olanaksız, açıklanması yapay..."
"Bir Cinayet Romanı" polisiye bir kitap.Ancak diğer polisiye kitaplardan onu ayıran en önemli özellik kitap boyunca tüm yaşananları katilin,maktulün ve diğer yardımcı oyuncuların ağzından da tek tek dinliyor olmak.
Bu kitaba başladığımda itiraf deyim zaman zaman sıkıldığım bölümler oldu.Özellikle "Y" koduyla yazan kişinin bölümleri hem kafamı karıştırdı , hem de kitaptan kopmamı sağladı.Bu durum, polisiye bir kitabın akıcılığı için hoş olmasada, bir noktadan sonra kitabın neden o şekilde ilerlediğini anlıyorsunuz.
Ancak bence sabretmeyip kitabı elimden bıraksaydım sanırım ne sondaki o güzel yüzleşme sahnesini okuyabilir ne de katilin kimliğini öğrenebilirdim.O nedenle okuyucu olarak , keşke başlarda biraz daha akıcı olsaymış, diye düşünmek kitap adına bir dezavantaj gibi geldi bana.
Elbette sona doğru taşlar oturup herşey yavaş yavaş açıklanınca bir başa dönme , kafamda oturmayan yerleri tekrar okuma isteği ile doldum taştım.Dolayısıyla bazı kısımları ikinci kez de okudum.
Pınar Kür'ün romanının tadına kitabın sonuna gelince varabildim açıkcası.Oldukca dikkatli ve hiç bir ayrıntının gözden kaçmadan okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Ve yazarın açılış cümlesini soruyorum size : "bir cinayet olayı ne zaman başlar? öldürme düşüncesi aklınıza düştüğünde mi?
29 Ekim 2008 Çarşamba

27 Ekim 2008 Pazartesi
BURADAYIM !!
Sevgili Yaşamın Kıyısında "kendi blogumuza camdan girer gibi" demiş.Doğru sanki yasak birşey yapıyormuşuz hissi veren bu yayınlama şekli benimde hiç hoşuma gitmiyor açıkcası ancak buna bizi mecbur edenlerin oturup düşünmesi ve UTANMASI gerektiğini düşünüyorum.
Başka adreslerden blog yazılara devam eden arkadaşlar var.Hepsini elimden geldiğince izleyeceğim elbette.Ancak burayıda bırakıp gitmeyi hiç istemiyorum.
Ben bu bloğa emek verdim.Yazdım,çizdim,herşeyiyle bana ait. Onu bırakıp gitmek(şimdilik bile olsa) içimden gelmiyor.
O yüzden buradayım.Eksikde olsa,resimsizde olsa,yorumsuzda olsa BURADAYIM!!!.
Ve blogumun bloglarımızın açılması için ne yapmam gerekiyorsa yapmaya da hazırım.
Abi demiş ki " bu tutumunuz iki farklı çocuk büyütür..
ya karaktersiz, bastırılmış pısırık tip..
ya da isyankâr, sevgisiz, terbiyesiz, saygısız..
ki, her ikisi de birbirinden kötü"
kesinlikle katılıyorum.Şimdiye kadar kimseye saygısızlık terbiyesizlik yapmadım.Bu durumun beni değiştirmesini de istemiyorum.Ama pısırık bir çocuk olmayada hiç niyetim yok.
Saygılarımla....
26 Ekim 2008 Pazar
SUS DEDİLER , SUSMUYORUM !!!
Önce youtube
şimdi blogspot
sırada neresi var merakla bekliyorum ama SUSMAK İSTEMİYORUM !!!
YAZMA HAKKIMIN,
FİKİRLERİMİ İFADE ETME HAKKIMIN,
BİLGİYE ULAŞMA HAKKIMIN,
ELİMDEN ALINMASINA KARŞI KOYMAK İSTİYORUM.
http://blogspotacilsin.wordpress.com/
24 Ekim 2008 Cuma
Blogger Buluşması_Çıkrıkçılar Yokuşu :)
Ve tabi bu küçük ama her detayı düşünülmüş askerlerinde süpriz yumurta oyuncağı olduğunu biliyormuydunuz ?
Üç kız deliler gibi gezdik sonra o toptancı senin bu toptancı benim.Şekere benzeyen tokaların arasında üstüste yığılmış oyuncakların arasında kaybolduk.Çok keyif aldık bir arada olmaktan.Sanırım bir sonraki hedefimiz Zenger :)
23 Ekim 2008 Perşembe

Sevgili arkadaşım dostum Koza,
Hemen hemen hergün yeni bir post ekleyen ve yorum yapamasamda zevkle okuduğum Vladimir,
Güzel öykülerini zevkle okuduğum sevgili Geveze Kalem,
Yazılarını zevkle okuduğum sevgili Yıldız Yağmurları,
Şehrimize yeni gelen İzmirli sevgili Ebru,
Yüzyüze yeni tanıştığımız ve dopdolu birgün geçirdiğimiz sevgili Figen,
İkinci kez yeni anne Baldan Tatlı,
Genç meslektaşım Azab-ı Mukaddes,
21 Ekim 2008 Salı
Çikolata Kaplı Hüzünler-Canan Tan

Yıllar evvel "Sol Ayağımın Başparmağı" isimli kitabıyla tanışmıştım Canan Tan ile. Oldukça eğlenceli kısa hikayelerden oluşuyordu kitap bugün bile, zaman zaman komik eğlendirici bişeyler okumak istediğimde hala 1-2 hikayesini okuyup tekrar kütüphaneye koyduğum bir kitapdır hatta.Sevmiştim yani.
O kitapda görüş bildiren yazılarda bu kadar hoş mizah yazılarının bir bayan tarafından yazılmış olmasının ne kadar şaşırttığını söylüyordu yorum yapanlar.
Ancak "Çikolata Kaplı Hüzünler" adından da anlaşılacağı gibi mizah hikayelerinin olduğu bir kitap değil.Bu anlamda ben Canan hanım' ı tebrik ediyorum(eğer bir okuyucu olarak buna hakkım varsa tabi) .Oldukça başarılı bir kitap bence "Çikolata Kaplı Hüzünler".
Ufak ufak tam 14 ayrı kadın hikayesinden oluşuyor.Her biriyle başka bir dünyanın başka bir zamanın bambaşka bir koşulun çikolataya kaplanmış hüznüne eşlik ediyorsunuz.
Hikayeleri okurken hepsi hızlı aktı aslında .Sadece bir hikayeyi okuyamadım.Neden bilmiyorum çokda ısrar etmedim okuyamadığımı farkedince.Ancak en çok "Sızı" ve "Ateş Külden Daha Soğuk" isimli hikayeler beni zırıl zırıl ağlattı.
Kitabın ön sayfasında "Hüzünlerini çikolata ile kaplamayı asla beceremeyen annemi saygıyla anıyorum" diyor Canan Tan.
Ve anlıyorsunuz ilk hikayede gerçektende çikolata hüzüne iyi geliyor.
16 Ekim 2008 Perşembe
Anaokulu ve Yardım talebi.....
Anne olmak zorda veli olmak daha zormuş ;)
14 Ekim 2008 Salı
Eskici Kız

"Hiç de bile" dedim sadece "o ceketi seviyorum ben vermicem kimseye."
Yine de her sezon kıyafet değişimi sırasında yaptığımız gibi bir kaç koca poşet dolusu giyecek katlanıp üstüste yerleştirilerek yeni adreslerini bulmaya gitti geçenlerde.
Dün ise annem hasta olduğundan kızı bırakıp çıkamadık.Ben annemlerde kaldım, Kedibey işe yollandı.Babam öğleden evvel çıktı evden.Arabanın yine orasına burasına sıkışan vergileri ödemeye gitti.
Bense öncelikle annemin hasta olmasından ,sonrada ve en önemlisi babamın evde olmamasından(!) yararlanarak temizlik operasyonuna giriştim.
Önce mutfaktan başlamak gerekirdi dimi??
Önce ortalık toplandı,bulaşık makinesine yollandı bekleyenler.Tezgah üstü kalktı ,birgüzel ciflendi ozonlandı.Sonra dolap içleri.Annemin kenarı köşesi kırık ne kadar tabağı ele batan bardağı varsa buldu çöp kutusunun dibini.
Yarım yarım açılmış küp şekerler toplandı.Bitmeyen bayram şekerleri, ekmek alan getiren ,Doğaya arkadaşlık yapan çocuklara pay edilmek üzere çıkarılıp şekerliğe konuldu.vs...vs....
Sonra banyo dolabını kestirdim gözüme.İçi boşaltıldı.Eskiyen havluların gözünün yaşına bakılmadı vallahi bu sefer ,yinede iki tanesi "duvar falan silinir- baban arabayı temizler belki " diyerek elimden alındı.Buna rağmen hiç kullanılmayan ve az kullanılanlar tam belkide ancak sığdılar az evvel onları çıkardığım dolaplara.
Sonra gözüme ara dolap takılıdı."Aman ,aman indirme şimdi tek başına yapamazsın" nidalarına kulak asmadan indirdim bir güzel.İçinden çoğu Doğaya ait olan ve belkide her elden geçirdiğimizde torba torba ihtiyacı olanlara dağıtmamıza rağmen, hala bitmeyen kıyafetler çıktı.
"Şu Doğa ne kısmetli ya" dedi annem yine her zamanki gibi ,sanki eli duruyormuş gibi ,"kardeşi olsa ona alacak bişey kalmadı " diye ekledi.Şakayla karışık " ne yani eskilerle mi büyüsün zavallı çocuk" dediğimdeyse inanıp "üzülme kızım onada alırız diye yanıtladı" :))
Oysa bu sefer bile attıklarımızdan ve ayırdıklarımızdan sonra bile hala 3 çocuğa yetecek kıyafet olduğunu göre göre.
Sonra bir hışım yatak odasına daldım.Hadi dedim şu dolabıda dökelim.Döktükte....
O sırada annem içerden bir poşetle çıktı geldi."Bunuda mı atsak acaba ya ,çalışmıyorda" dedi. "At ya, aman, napacaksın çalışmayan şeyi" dedim önce sonra durdum "ne ki o ?" diye sormak geldi aklıma ."Bizim eski radyo" dedi annem.
"Olmaz attırmam onu" dedim poşeti kaparken.O radyo benim için çok değerliydi."Ben bunu nasıl temizlemiştim biliyormusun sen" dedim gülerek.Anlamadı annem baktı.
"Bir gün siz işteyken, şu ses çıkaran deliklerine kolonya döküp tozlarını temizlemiştim" dedim sonra.Annem güldü "hiii dedi baban duymasın valla çok kızar.Ondanmı bozuldu acep.Sesi soluğu çıkmıyor" :))
"Olsun" dedim "çalışsada çalışmasada attırmam.Anısı var bende.Çocuklarla başbaşa dinlerdim ben babamla bundan.Siz yokken arkadaş olurdu bana."
"Al evine götür o zaman" dedi annem.
"Dursun" dedim "sonra götürürüm.Ama bak sorucam ha atma sakın"
"üfff babasının kızı" dedi annem "eskiciler nolacak."
"Eskici değilim ben dedim" hafif kızgın, "anılarımı seviyorum" dedim elimde bir sürü poşet , atılacakları atmaya çöp kutusunun yanına yollanırken anneme.
Fotografın Dili-Nereye ??
10 Ekim 2008 Cuma
Yüzleri Arayan Adam

8 Ekim 2008 Çarşamba
Birsürü....
30 Eylül 2008 Salı
26 Eylül 2008 Cuma
Ölüm, Hayat, Ümit, Zaman

25 Eylül 2008 Perşembe
Bitti.
İçimde kocaman bir boşluk bırakarak..
19 Eylül 2008 Cuma
Hazan

16 Eylül 2008 Salı
Düş Yorgunu

11 Eylül 2008 Perşembe
Bekleyiş

Anlat ananne....
Çok acı.Canım yanıyor hemde çok..........
9 Eylül 2008 Salı
Hayat Bir Emrin Var mı??

.............Aşkın olmadığı yerde koşullu sevgiler vardır.Herkes birbirine sevgisini ölçüp biçerek verir.Oysa anneler çocuklarını,yani aşıklarını hep yarın öleceklermiş gibi doyasıya ve imkansız bir aşkla severler.
Oysa çocukları sevgililerinin kendilerine öyle ya da böyle veda edişlerini hiç unutmazlar ve hep yürek çarpıntısıyla anarlar da, annelerinin onlar giderken,evden çıkarken sırtlarına hafifce utanarak,belli belirsiz dokunmalarını hiç hissetmezler,hissetselerde pek üstünde durmazlar.Omuzlarına o arkadan dokunuşun içinde çok büyük anlamlar vardır.O dokunuşta imkansız bir aşk vardır oysa.
......